• Paylaş

    KATEGORİ : GÜNCEL

    Eklenme tarihi : 2014-02-25
  • (Oysa) Komünist devrim, bunun tersine, daha önceki faaliyet tarzına karşı yönelmiştir

    Tarihsel Sürecin Sürekliliği, Tarihin Dünya
    Tarihine Dönüşmesi, Bir Komünist
    Devrim Zorunluluğu]

    (…)

    Günümüze kadarki tarihte tek tek bireylerin faaliyetlerinin dünya ölçüsünde bir faaliyet halinde genişlemesiyle, bireylerin gittikçe kendilerine yabancı bir gücün (evrensel ruh vb. denen şeyin oynadığı pis bir oyun olarak kavradıkları baskının), gittikçe kocamanlaşan ve son kertede kendini dünya pazarı olarak açığa vuran bir gücün kölesi haline gelmeleri de tamamen ampirik bir olgudur. Ama, Alman teoricileri için o kadar gizemli olan bu gücün mevcut toplumsal durumun devrilmesiyle, komünist devrimle (bundan daha sonra sözedeceğiz) ve bu güçle özdeş olan özel mülkiyetin kaldırılmasıyla ortadan kalkacağı da aynı derecede ampirik olarak temellendirilmiştir. O zaman her bireyin ayrı ayrı kurtuluşu da tam olarak tarihin tümüyle dünya tarihi haline dönüşmesi ölçüsünde gerçekleşecektir.(*)

    Buraya kadar söylediklerimizden, bireyin gerçek zihinsel zenginliğinin, tamamen, bireyin gerçek ilişkilerinin zenginliğine bağlı olduğu açıktır. İşte yalnız bu yolladır ki, tek tek her birey, kendi çeşitli ulusal ve yöresel sınırlarından kurtulacak, bütün dünyanın üretimiyle (zihinsel üretimi de dahil olmak üzere) pratik ilişkiler içine girecek ve (insanların yarattıkları) her alandaki bütün dünya üretiminden yararlanma yeteneği edinecek duruma gelecektir. Çok yönlü bağımlılık, bireylerin dünya çapındaki tarihsel elbirliğinin bu ilk doğal biçimi, bu komünist devrimle, insanların birbirleri üzerindeki karşılıklı etkilerinden doğan, şimdiye kadar insanlara sanki onlara tümüyle yabancı güçlermiş gibi kabul ettirilen ve hükmeden bu güçler üzerinde denetim ve bilinçli egemenlik haline dönüşecektir.

    Şimdi bu görüş, yine kurgusal ve idealist bir tarzda, yani “cinsin kendi kendine üremesi” (”özne olarak toplum”) gibi hayali bir biçimde anlaşılabilir, ve böylelikle birbirleriyle ilişki halinde bulunan bireyler serisinin peşpeşe gelişi, bu kendi kendini üretme mucizesini gerçekleştiren bir tek birey olarak anlaşılabilir. Burada açıktır ki, bireyler, elbette ki maddeten ve manen birbirlerini yaratırlar, ama ne Aziz Bruno’nunki gibi anlamsızlıkla, ne de “eşi benzeri olmayan” anlamında, “yaratılmış” insan anlamında kendilerini yaratmazlar.

    Geliştirmiş bulunduğumuz tarih anlayışı, en sonu bize şu sonuçları da verir:

    1. Üretici güçlerin gelişmesinde öyle bir aşama gelir ki, bu aşamada, mevcut ilişkiler çerçevesi içinde ancak zararlı olabilen, artık üretici güçler olmaktan çıkıp yıkıcı güçler haline gelen (makineler ve para) üretici güçler ve karşılıklı ilişki araçları doğar. Bununla bağlı olarak, nimetlerinden yararlanmaksızın toplumun bütün yükünü taşıyan, toplumdan dışlanmış ve zorunlu olarak bütün öteki sınıflara karşı en açık bir uzlaşmazlık konumunda bulunan bir sınıf doğar. Bu sınıf, toplumun çoğunluğunu meydana getirir ve köklü bir devrimin zorunluluğu bilinci, komünist bilinç bu sınıfın içinden fışkırır. Komünist bilinç, kuşkusuz, bu sınıfın durumunu düşünüp anladıkları zaman başka sınıflara mensup kişilerde de oluşabilir.

    2. Belirli üretici güçlerden bazı koşullar içinde yararlanılabilir ki, bu koşullar, toplumun belirli bir sınıfının egemenliğinin koşullarıdır. Bu egemen sınıfın, sahip olduğu şeyden ileri gelen toplumsal kudreti, ideal pratik ifadesini her çağa özgü devlet tipinde bulur. Bunun içindir ki, her devrimci savaşım, o zamana kadar hükmetmiş olan sınıfa karşı yönelir.

    3. Şimdiye kadarki bütün devrimlerde faaliyet tarzı değişmeden kalıyordu. Yalnızca bu faaliyetin başka türlü bir dağılımı, işin başka kişiler arasında yeni bir bölüştürülmesi sözkonusuydu. (Oysa) Komünist devrim, bunun tersine, daha önceki faaliyet tarzına karşı yönelmiştir, emeği (yabancılaşmış emeği -nba) ortadan kaldırır ve her türlü sınıf egemenliğini sınıfların kendileriyle birlikte ortadan kaldırır. Çünkü bu devrim, artık toplum içinde bir sınıf işlevi görmeyen, artık bir sınıf olarak tanınmayan ve daha şimdiden artık bugünkü toplum içindeki bütün sınıfların, bütün milliyetlerin vb. yokoluşunun ifadesi olan bir sınıf tarafından gerçekleştirilir.

    4. Hem bu komünist bilincin yığınsal çapta üretilmesi için hem de davanın başarısı için insanların yığınsal çapta dönüşüm geçirmesi zorunludur. Böyle bir dönüşüm ise ancak pratik bir hareket içinde, bir devrimle yapılabilir. Bu devrim, demek ki, yalnızca egemen sınıfı devirmenin tek yolu olduğu için zorunlu değildir, ötekini deviren sınıfa, eski sistemin kendisine bulaştırdığı pislikleri süpürmek ve toplumu yeni temeller üzerine kurmaya elverişli bir hale gelmek olanağını ancak bir devrim vereceği için de zorunludur. (Marks-Engels, Alman İdeolojisi)

    (*) Marks’ın kenar notu: “Bilincin üretimi üzerine”