• Paylaş

    KATEGORİ : KÜLTÜR-SANAT

    Eklenme tarihi : 2017-04-23
  • Hakkarigücü Kadın Futbol Takımı’nın serüveni eğitici bir kadın hikayesi

    Hejar Baran

     

    5-15 Nisan 2017 tarihleri arasında “Kaldır Kafanı” çağrısıyla gerçekleşen 36. İstanbul Film Festivali’ne (İKSV) seçilen “3. Bölgeden Hücum Varyasyonları” belgesel filmi 12 Nisan’da Beyoğlu Sineması’nda gösterildi. Hakkarigücü Kadın Futbol Takımı’nın hikayesinin konu alındığı film, her şeyden önce yaşam sevinci, coşkusu, endüstriyeL futbola inat her türlü metalaşmaya, yabancılaşma ve rekabete karşı bir duruşun ifadesi olan hikayesiyle dikkat çekici.

     

    Yönetmenliğini Sedat Şahin ve Murat Adıyaman, senaristliğini Sedat Şahin, görüntü yönetmenliğini Sedat Şahin, kurgusunu ise Somnur Vardar’ın yaptığı belgeselde takımdan Cemile Timur, Hatice Yaşar, Züleyha Dayan, Tahir Temel rol alıyor. Türkçe, Kürtçe ve İngilizce altyazılı hazırlanan “3. Bölgeden Hücum Varyasyonları” belgeseli, izleyici tarafından da beğeniyle izlendi. Film sonunda ekibe sorulan soruların çeşitlilik ve canlılığı ve temenniler de yabancılaşmanın insanın yüzüne şok etkisi yaratacak şekilde çarptığı bu dönemde; kazanma hırsının olmadığı, insan insana ilişkilerin hesapsız-çıkarsız bir doğallık içinden aktığı koşullara duyulan özlemin ifadesiydi adeta.

     

    “3. Bölgeden Hücum Varyasyonları” aynı zamanda sıcak-içten bir kadın filmi. Futbol ve kadının bir arada düşünülmesinin toplumsal ölçütler açısından “sıradışı” bir durum olduğu bilinir. Bunun feodal yaklaşımların, değer ve ölçütlerin -özgürlük mücadelesiyle ciddi boyutlarda çözülmüş olsalar bile- Hakkari gibi bir Kürt ilinde halen ciddi bir etkiye sahip olduğu koşullarda daha fazla böyle olduğu da…

     

    Zaten bu gerçek filmdeki çeşitli diyaloglarla da dile getiriliyor. Takımdaki kızlardan birinin annesi futbola ilk başladığında çevresinin yadırgadığını, kendisini uyardığını fakat bu konudaki kararı kızına bıraktığını belirtiyor. Ya da takım çalışmalara başladıktan sonra “hadi bakalım göreceğiz” diyerek “küçümseyici” yaklaşımlar sergileyenler de yansıyor kameraya. Ama bu “tepkilere” rağmen ciddi bir toplumsal tepki ve kısıtlama söz konusu olmuyor. Bu açıdan da Hakkari’nin mücadele içinde yaşadığı toplumsal dönüşümün azımsanmayacak bir birikim yarattığını görmek mümkün. Fakat böyle bir deneyime niyet edilip başlanmasının başlı başına cesurca bir tutum olduğunu belirtmek gerekiyor. Kaldı ki film, takımın varlığının toplumsal dönüşüm üzerinde dinamik bir rol oynadığını da hissettiriyor.

     

     

    3-4 kerelik gidişlerle ve yaklaşık 2 haftalık bir zamanı kapsayacak şekilde gerçekleşen çekimler ve kurgu, hem endüstriyel futbola karşı hesapsız bir duruşu, hem kadın özgürleşmesinin çeşitli boyutlarını ve toplumsal dönüşüm içinde oynadığı dinamik rolü hem önyargıların kırılmasında futbolun nasıl bir rol oynadığını hem de bir hedef temelinde bir arada yaşayan kız çocuklarının yaşamları içinden ürettikleri paylaşımı, dostluğu, destek ve dayanışma kültürünü canlı bir şekilde hissettiriyor.

     

    Takımı kuran Cemile Timur bunu aynı zamanda bir sosyal proje olarak tanımlıyor. Pekçok dağ köyünden yatılı olarak Hakkari’de öğrenim gören kızları önce bir evde topluyor. Takım çalışmalarıyla evdeki yaşam iç içe geçiyor. Hep birlikte yapılan temizlik, pişirilen yemekler, ortak oturulan sofra ve bu birlikteliğin yarattığı keyif ve huzur sizi filmin içine çekiyor.

     

    Kolektif davranmayı, gönüllü işbölümünü, yaşama karşı titizliği hissettiren evdeki yaşama ilişkin kareler, karşılaşmalarda da “kazanma hırsından” uzak bir futbolla birleşiyor.

     

     

    Reklamın, yükselme hırsı ve rekabetin olmadığı; dostluk ve paylaşımın öne çıktığı saf toplumsal ilişkiler toplamı olarak izleyiciyi farklı düşünmeye zorluyor film. Kendi yaşamı, beklenti ve özlemleriyle Hakkari’deki kız futbol takımının doğal-hesapsız-hırssız ve içten yaşamı arasındaki uçurum, adı konulmasa da sağlam bir antikapitalist hesaplaşmanın kapısını aralamaya davet ediyor.

     

    Kadınların böylesi ilişkiler içindeki sakınmasızlığını, doğallık ve içtenliklerini güçlü bir şekilde hissetmek aynı zamanda kadın cinsinin kendine mahsus üretkenlik ve tamamlayıcılık özelliğiyle buluşmak müthiş bir keyif veriyor.

     

    Elbette kızların da buradan spor akademisine geçmek gibi bir hedefleri var. Fakat bu hedef bile oyunu kurarken ve oynarken özel bir hırs ve kendini gösterme çabası olarak yansımıyor. Bu, kurulan sosyal ilişkiler içinde adeta talileşiyor. O kadar ki oyun oynarkenki “dikkatsizlik” ve “rahatlık” sık sık antrenörden “fırça yemelerine” neden oluyor. O ilişkide bile bir ast-üst ilişkisinin oluşmuyor ama… “Fırça çeken” antrenörün doğallığı kadar kızların da ona eşit bir ilişki içinde “umarsız” yanıtlar verdiği kareler sıcak bir mizah duygusu yaşatacak kadar sarıp sarmalıyor insanı.

     

    [Alınteri'nin 20 Nisan 2017 tarihli 13. sayısından alınmıştır]