• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-10-27
  • O, BİLİMSEL SOSYALİZMİN ete kemiğe bürünmüş halidir ve tarihten asla silinemez!

    Ege Deniz

     

    Dünyayı sarsan Ekim Devrimi'nin yaratıcısı proletaryanın burjuvaziye derin bir korku saldığı günlerin üzerinden yüz yıl geçti.

     

    Tarihe ve insanlığa devasa sovyet deneyimini kazandırmış Rus işçilerini ve Bolşevik Parti'yi, başta Lenin ve Stalin olmak üzere onun ölümsüz önderlerini, proleter komünist kadrolarını, sosyalist anayurt savunmasında toprağa düşmüş sovyet halklarının milyonlarca yiğit evladını selamlıyoruz.

     

    Onlar büyük bir cüretle ileri atıldılar. Tıpkı Paris Komünarları gibi göğün fethine çıktılar. Nice bedeller ödeyerek tarihe adlarını yazdırdılar.

     

    İşçi sınıfının ve sosyalizmin öldüğünü söyleyen burjuvaların, her türden liberalin, post-marksistlerin iddialarının aksine, Ekim Devrimi şahsında PROLETARYA DEVRİMİ yaşanmış bir gerçekliktir. O, BİLİMSEL SOSYALİZMİN ete kemiğe bürünmüş halidir ve tarihten asla silinemez!

     

    Komünizm yürüyüşünde ilkleri yarattı

     

    Kuşkusuz, Ekim Devrimi'nin başardıkları ve başaramadıkları, komünizm yürüyüşünde ne kadar yol aldığı ya da alamadığı üzerine birçok belirleme yapılabilir.

     

    Sovyet Devrimi'nin, toplumun sosyalist dönüşümünde paha biçilmez deneyimleri içerdiğini biliyoruz. Burjuva demokrasisinin antitezi olarak proleter demokrasinin geliştirilmesinde; yeni insan tipini yetiştirecek, insanın bütünsel çok yönlü gelişiminin önünü açacak bir eğitim sisteminden tutalım, ulusal soruna, doğa ile insan arasındaki ilişkilerde yaşanan çatışmaların çözümüne, erkek egemen zihniyetin geriletilip kadının toplumsal yaşamdaki yerinin farklılaştırılmasına kadar birçok alanda insanlığa ve tarihe ilkleri yaşattı.

     

    Ve aslında tüm bu alanlardaki ilerlemelere ivme kazandırılmasında önemli bir etken olan daha temel bir konuda, kapitalist meta ekonomisinin tasfiye edilmesinde, toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş, toplumun ruhuna sinmiş meta ve sermaye ilişkilerinin sınırlandırılıp insanla insan arasındaki ilişkileri belirleyen eksen olmaktan çıkarılması yönünde öğretici, bir o kadar da ilginç deneyimlere sahiptir.

     

    Bu çok önemli bir konudur. Lafa gelince mangalda kül bırakmayan ama büyük bir cüretle ileri atılmış Leninistlerin devriminin 40 yıl sonra gerileyip çözülmüş olmasının verdiği rahatlıkla oturduğu yerden konuşup proleter devrime dudak büken post-marksistler, Troçkistler gibi envai çeşit revizyonist ve liberalin de bildiği üzere, KOMÜNİZM YÜRÜYÜŞÜ'nde iktidarın fethedilmesi tek başına sorunu çözmüyor.

     

    Lenin'in dediği gibi sosyalist iktidar sınıf olarak proletaryanın örgütlenmiş biçimiyse eğer, komünist toplumun üst aşamalarına geçiş yapabilmek için sosyalist iktidarın bu karakterinin sürekli güçlendirilmesi, egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryanın tüm toplumsal yaşama bu özelliğini yansıtması şarttır. Yaşamın tüm alanlarında sosyalist dönüşümler gerçekleştirmek sorunu, komünist devrimci irade ve yenilenmeyi diri tutmanın yanında para ve meta-değer ilişkilerinin toplumun bütün hücrelerinden sökülüp atılması sorununa bağlı olarak tarihsel çözümüne vardırılacaktır.

     

    Devrimci proleter pratik içerisinde tarihe ve insanlığa ilkleri yaşatmış Ekim Devrimi'nin yaratıcıları, 71 günlük Paris Komünü deneyiminin dışında önlerinde hiçbir tecrübenin olmadığı proletaryanın öncüsü Bolşevikler çoğu zaman el yordamıyla komünizm yürüyüşünü pratiğe geçirmeye çalıştılar.

     

    Şimdi bizim arkamızda devasa Sovyet sosyalizminin tecrübesi var. Üstelik günümüzde emperyalist-kapitalist dünya ekonomisi temel bir ilişki olarak emek-sermaye çelişkisini yeryüzünün nerdeyse tüm noktalarına taşımış, dünya proletaryasının çeşitli bölüklerinin emeklerini birleştiren dev sanayi sektörlerini daha geniş alanlara yaymıştır.

     

    Bizim devrimimiz, buradan bakınca, komünizme daha yakın bir noktadan başlayacak. Yeter ki komünist devrimcilikte ısrar edelim.

     

    Ve yeter ki proletaryanın tarihsel devrimci eyleminin gerçek içeriğinin ve karakterinin ne olduğunun bilinciyle davranalım.

     

    'En sonuncu kavga'nın çağları aşan karakteri

     

    Proleter iktidar ve onunla başlayan komünizm yürüyüşü için verdiğimiz savaş, gerçekten de son sınıf savaşıdır. Üstelik öncekilerden daha kapsamlı, daha derin, toplumsallığı daha kapsayıcı ve daha köklü bir karaktere sahiptir.

     

    Sadece yeni bir çağı açmakla kalmayacak, önceki bütün çağların bütün ilişkilerini, kalıntılarını yok edecek bir ZAMAN'ı başlatacak. Bu nedenle bu, salt bir yeni çağ olmayacak, İNSANLIĞIN GERÇEK TARİHİNİN BAŞLANGICI OLACAK!

     

    Buradan bakınca, bugün işçi sınıfının öncü saflarında ve onları şu veya bu düzeyde temsil eden siyasal öznelerde rastlanan geleceğe güvensizlik ve korkunç ufuk daralması gibi zaaflar ne kadar 'anlamsız' görünüyor öyle değil mi?

     

    Hele, Ekim Devrimi'yle açılan sosyalizm dönemi ve onun deneyimlerinin yenilgiye uğraması ve bugün dünya proletaryasının mücadelesinin istenen düzeyde olmaması karşısında 'ara sınıfların' ve onların siyasal sözcülerinin kapıldığı derin umutsuzluk halleri ne kadar zavallı bir görünüm alıyor?!

     

    Proletaryanın gerçekleştireceği toplumsal devrimin yol açacağı sonuçların niteliğinin ve önceki toplumsal devrimci süreçlerden muazzam farklılıkların bilincinde olmak gerek. Proletaryanın toplumsal devrimi, bin yıllardır süregelmiş, sadece biçimi değişmiş sınıfsal-sömürü ilişkilerinin yerine bir yenisini koymayacak; aksine, insanın insan tarafından sömürüsünün tüm biçimlerini, onların içeriğini ve nedenini oluşturan maddi unsurların tümünü yok edecek.

     

    Bu niteliğinden dolayı proletaryanın sınıf savaşımının, bu en son kavganın, öncekilerden çok daha uzun süreli, çok daha çetin, çok daha sert ve bir dizi ilerlemenin yanında bir dizi gerilemelerle geçmesi beklenir. Böyle olmuştur, böyle de olacaktır!

     

    Ki, proleter devrime kıyasla daha 'kolay' gerçekleştiği düşünülebilecek (bu şekilde düşünmekte yanlış birşey yoktur!) olan burjuva iktidarların kuruluş süreçleri dahi çok uzun bir zaman dilimini kapsamakla kalmadı; bir dizi yenilgiler, hüsranlar geldi başına.

     

    Gerçekten de burjuvazinin tarihsel gelişim aşamalarını, siyasal iktidara nasıl, hangi koşullarda, ne kadar süren mücadelelerle, hangi dayanaklar üzerinden uzandığı üzerine şöyle bir düşündük mü acaba?

     

    Proletaryaya nazaran 'avantajlı' bir dizi durum ve koşula rağmen bu öyle kolay olmadı! Yüzyıllarca sürdü. Meta-para dolayımlı ilişkiler daha feodalizm döneminde toplumun geniş kesimlerine nüfuz etmişti oysa. Para, kapitalistlerde giderek daha fazla birikiyordu ve burjuvazi siyasal iktidarı henüz avucunun içine alamadığı aşamada, toplumsal maddi üretimin azımsanmayacak bir bölümü kapitalist üretim sürecine dönüştürülmüştü. Bu ve benzeri daha pekçok lehte koşula rağmen burjuvazinin siyasal iktidarı ve modern devletlerin ortaya çıkışı yüzyılları buldu. 

     

    Üstelik burjuvazi, sınıfları, sömürüyü, toplumsal işbölümünün yarattığı karşıtlıkları vs ortadan kaldırmaya çalışmadı; tam tersine, onların herbiri lehine kullanmakla kalmadı, varolan sömüren-sömürülen ilişkisini başka bir düzeyde ve daha geniş temellerde sürdürdü, sömürü mekanizmalarını devralıp onları yetkinleştirdi. Ve üstelik tüm bunları, onlara karşı mücadele ettiği, onların anti-tezi olduğu feodal sınıflarla çoğu kereler uzlaşarak gerçekleştirdi! Ve burjuvazinin modern siyasal iktidarının kuruluşu, yüzyıllarca süren çalkantılı dönemlerin sonucunda gerçekleşti.

     

    Bitmedi. Kapitalist ilişki biçimlerinin toplumların bağrında doğup üretim alanlarını kademe kademe ele geçirmekle kalmayıp, politik, ideolojik, kültürel, sanatsal alanlarda da teorik-pratik etkilerinin giderek yaygınlaşması sürecinde, bu uzun yüzyıllar alan dönemler boyunca, Dante'ler... Shakespare'ler... Spinoza'lar... Leibniz'ler... Descartes'ler... Newton'lar... Kant'lar... Hegel'ler... ve burada sayamayacağımız daha pekçok felsefeci, bilim insanı, sanatçı, insanlığın yetiştirdiği bu 'büyük beyinler' hep burjuvaziye çalıştılar (öznel duruşlarından bağımsız) nesnel olarak.

     

    Burjuvazi kendi düşün insanlarını (üstelik aralarında tarihin gördüğü sayılı dahiler de var) çıkardı. Ve onların muazzam zihinsel üretimleriyle, ideolojik-kültürel, siyasal, ekonomik vb gibi yönlerden kendi görüşlerini toplumsal yaşamın her alanında adım adım yayarak toplumsal dokuya egemen kıldı.

     

    Peki bu konuda proletaryanın durumu nedir?

     

    19. yüzyılda ortaya çıkan komünizm hareketi, o dönemden başlayarak kendi geleceği için ideolojik, kültürel, sanatsal, felsefi, bilimsel vb alanlarda çok yönlü hazırlıklara ne ölçüde girişebildi? Bu görevleri üstlenebilecek çapta 'büyük beyinler' (bilimsel sosyalizm ya da aynı anlama gelmek üzere komünist teorinin kurucuları olarak Marx'ın ve Engels'in dehalarını dışta tutarsak) ortaya çıktı mı? Özellikle 20. yüzyıla başka deyişle 'proleter devrimler çağı'na girilirken geleceğin komünist toplumu için (ve bu uğurda girişilecek politik-pratik hazırlıklar için) teorik, felsefi, doğa ve toplumbilimsel düşünce üretimleri ne ölçüde yapılabilmiştir?

     

    Bütün enerjilerini proletaryanın devrimine harcamış olan Marx ve Engels'in bu görevleri (ki onlar o zamana kadar geçerli ‘sosyalist’ düşünce ve yönelimlere bilimsel bir temel ve bütünlük kazandırmışlardı; temel konularda ise detaylandırmışlardı) hangi konularla sınırlı yapabildiklerini biliyoruz. Gene de 'piyasada' dolaşan sayısız yanlış görüşe karşı burada şunları ekleyelim: “Marx bize MANTIK bırakmadı ama KAPİTAL'İN MANTIĞINI bıraktı”(Lenin).

     

    Ve Marx aynı zamanda büyük bir “bilim adamı”, “filozof” ve “sosyolog”tu. (Bunları tırnak içine aldık çünkü Marx, burjuva kafaların anladığı anlamda filozof ya da sosyolog değildi!). Ve ayrıca burada doğrudan komünizm hareketinin parçası olmuş BİREY'den bahsettiğimizi belirtelim. Çünkü yukarıda saydığımız ve burjuva iktidarının ve toplumsal düzenin gelişmesine, pekişmesine büyük “katkılar” yapmış isimlerin zihinsel üretimleri de, yani aslında düşünen tüm insanlığın birikimleri proletaryanın mirası olarak görülmeli ama daha ziyade dolaylı ve biraz da karmaşık biçimlerde.

     

    Örneğin, biraz kolaylaştırarak ve düzleştirerek söylersek, Hegel olmasaydı Marx da olmazdı. Ve bugün bile Hegel'den öğrenilecek şeyler vardır. Ama Hegel'ci düşünce yöntemi ve teorisi proletaryanın teorik-pratik eylemine uygulanamaz! Ve Marksizm'in Marx'ı Hegelci değildir!

     

    Kuşkusuz sosyalizm döneminde, Sovyet yurttaşları başta olmak üzere, kendi alanlarında yetişmiş ve belirli üretimlerde bulunmuş sosyalist ve komünist bilim insanlarının, sanatçıların, felsefecilerin sayıları az değil. Öte yandan, bilimde, felsefede, sanatta burjuvalar karşısında bariz üstünlüklerini ispat etmiş bu insanlar Ekim Devrimi döneminden önce olmaktan çok sonrasında yetiştiler.

     

    Üstelik burjuvazi kendi temelleri üzerinden yükselen iktidarını kurmadan önce, sınıf hakimiyetinin “düşünsel köşetaşlarını yüzyıllar boyunca adım adım döşemişti. Modern burjuva toplumu, temelindeki kapitalist meta üretiminin destekçisi olarak devasa bir zihinsel üretimin oluşturduğu birikim üzerinde yükseldi aynı zamanda.

     

    Burada, farklı tarihsel dönemler ve farklı tipte toplumsal devrimler arasında düz bir kıyaslama yapmanın çok doğru bir yöntem olmadığını ve böyle bir yaklaşımın içerdiği zayıflıklara dikkat edilmesi gerektiğini biliyoruz.

     

    Proletaryanın devrim problematiğinin bilimsel analizine bu tarz kıyaslamalar üzerinden yaklaşmak sorunlu olur. Gene de bir ilk bakış fırlatma gereği açısından ve SOSYALİZMİN GELECEĞİNİN, esas olarak Ekim Devrimi merkezli dönemsel deneyimler üzerinden düşünme hatasının önüne geçmek açısından böylesi bir geçici yaklaşımın zararı olmaz.

     

    Hele ki bu, TARİH BİLİNCİNİ güçlendirmek bağlamında yapılırsa ufuk genişliği de sağlar. O zaman şunu büyük bir iç rahatlığıyla söyleyebiliriz:

     

    Sağlam bir GELECEK PERSPEKTİFİ kurmak ve KOMÜNİZM HAREKETİNİN GELECEĞİ üzerine düşünmek için Paris Komünü, Ekim Devrimi ve onun açtığı yoldan gelişen proleter devrimler gibi deneyimlerle sınırlı bir düşünce üretimi yetmez. Bu deneyimlerin, kuşkusuz ki başta Ekim Devrimi’nin, paha biçilmez tarihsel önemi vardır; Ekim Devrimi YAŞANMIŞ, GERÇEKLİK kazanmıştır. BİLİMSEL SOSYALİZMİN SOMUTLAŞMIŞ şeklidir ve o TARİH'ten silinemez.

     

    Ekim Devrimi'nden ileriye!

     

    Ama gene de GELECEĞE YÜRÜMEK açısından gerekli olan bilimsel-teorik düşünceyi oluşturmak için yetmezler! Çünkü BİLİM tarih'ten süzülüp gelir ve ama tarihteki deneyimlere sığmaz! Bilimin diyalektiği böyle düşünmeyi gerektirir.

     

    Üstelik, koca bir DÜNYAYI YENİ BAŞTAN KURACAK çapta bir hareket söz konusudur ve böyle bir hareketin kaderi bu tür dönemsel yenilgiler üzerinden çizilemez! Bunlar üzerinden umutsuzluğa ise hiç yer yoktur!

     

    Öte yandan, sosyalizm teorisinin -en başta da sosyalizm kavrayışıyının- geliştirilmesi, 21. yüzyıla uygun bir düzleme taşınması ihtiyacı var bugün. Teorimizin ihtilalci özüne sadık kalarak tarihten ders çıkarmanın yanı sıra insanlığın toplumsal üretici güçlerinin günümüzde ulaştığı gelişme düzeyinin -gelişkin bir sosyalizmin altyapısını bize hazırlaması anlamında- ne gibi sıçrama olanakları sunduğunu da gözönüne alan, bu temeller üzerinde yenilenmiş bir sosyalizm anlayışını geliştirerek karşılayabiliriz bu ihtiyacı.

     

    O halde komünist devrimci militan pratiğimize içerik ve güç kazandıralım! İnsanlığı komünizmin özgür toplumuna taşıyacak sınıf olarak proletaryanın öncüsünün stratejik-teorik donanımı devrimci militan pratikle güç kazanıp zenginleşecektir!