• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-10-09
  • Onların o gür seslerini bugüne ve yarınlara taşıyabilmeliyiz!

    Avuçları umut, yürekleri sevgi dolu binlerce insan toplanmıştı Ankara'da.

     

    Bir an oldu, umut yerini karanlığa, sevgi nefrete bıraktı.

     

    Birkaç dakika evvel, yoldaşlarımız, arkadaşlarımız, "Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği" diye haykırıyorlardı. Bir an oldu, o gür sesler yerini yankılara bıraktı.

     

    Sınıf mücadelesiyle yemiş içmiş, insanlığın kurtuluşu, devrim ve sosyalizm idealiyle yatıp kalkmış yoldaşlarımız... Onları ortak paydada buluşturan yegane şey kavgalarıydı.

     

    Vazgeçmek diye bir şey yoktu onlar için, gelecek güzel günler uğruna tüm engeller aşılmalıydı. Gün oldu düştükleri yerden kalktılar, emin ve tereddütsüz adımlarla yürüdüler. En koyu karanlıkların ardından en parlak şafakların sökeceğine inançları tamdı, böyle tutundular mücadeleye...

     

    'Görülen, bilinen geçmiş zaman' ile yazıyorum bu satırları, çünkü 10 Ekim'de ölümsüzleşenlerin hiçbiriyle tanışma fırsatım olmadı ne yazık ki. Yan yana oturup, göz göze bakamadım, karşılıklı iki kelam edemedim hiçbiriyle. Buna rağmen her bocaladığımda, onların soluklarını duyuyorum. Boşuna 'Anıları mücadelemizde yaşayacak' denmiyor. Öyle bir yaşamak ki bu, kendileri artık fiilen yanımızda olmasalar da; yetenekleriyle, zaaflarıyla, ama en önemlisi devrim ve sosyalizm kavgasına adanmış hayatlarıyla elimizden tutup bizimle birlikte yürüyorlar.

     

    O karanlık 10 Ekim'den bu yana, 'O olsaydı' ile başlayan cümleler eşleri, dostları, yoldaşlarının akıllarına gün içinde defalarca düşüyor, sesleri kulaklarında çınlıyormuş. Asla unutulmayacak sesleri; çünkü zihinlerden kopup kulaklara gelen cümleleri, devrimci duruş ve bilinçlerinin yansıması.

     

    O olsaydı; kendisinde, yoldaşında ya da örgütünde gördüğü eksiklikleri gidermek için elinden geleni ardına koymazdı.


    O olsaydı; devrimci yapıların birbirine yabancılaşmasına çok kızar, belki de bu düşüncelerim için benimle haftalarca konuşmazdı.


    O olsaydı; herhangi bir zorluk karşısında yıkılmaz; aksine, ders çıkarır, edindiği tecrübelerle ayaklarını yere daha sağlam basardı.


    O olsaydı; devrim ve sosyalizm mücadelesinin ihtiyaçlarına göre kendini sürekli yeniler, sürekli eğitir, sürekli ilerlemeye çabalardı...

     

    Onlar böyle yaptılar, şimdi hala etten kemikten yanımızda duruyor olsalar yine böyle yaparlardı.

     

    Öyleyse bizler; yani gençler, öncü işçiler, hatta senelerdir mücadelenin içinde olan tecrübeli devrimciler, yalnızca 'o olsaydı' diye hayıflanıp kenara çekilemeyiz! Şu an karşımıza çıksalar nasıl sıkı sarılırsak yitirdiğimiz yoldaşlarımıza, miras bıraktıkları devrimci değer ve ideallere de öyle sıkıca sarılabilmeli; onların o gür seslerini bugüne ve yarınlara taşıyabilmeliyiz!